SATURNUS’TAN PSİKOLOJİ 101

Kahvemden bir yudum alıp ilk blog yazıma başlıyorum. Bu blogta bugünden itibaren kavramlardan bahsedeceğiz. Yeri gelecek düşüncelerimiz uyuşmayacak, yeri gelecek tartışmaya açık ya da soru işaretleriyle kapatacağız sayfayı ama sonunda hep bir farkındalık ve kafamızda sonu gelmeyen sorgulamalarla günü bitireceğiz. İlk kavramımız tabi ki “Saturnuslog”.

Nedir Saturnuslog?

Bilenler bilir, Saturnus aslında Yunan Mitolojisindeki Titan Kronos’un, Roma mitolojisindeki adıdır. Biraz Kronos’tan bahsedip ardından blog ismi için neden bu kavramı seçtiğimi irdeleyelim beraber.

Yunan mitolojisi büyük Khaos’tan bahseder. Khaos, her şeyden önce var olan Yunan mitolojisinin ilk tanrısıdır. Evrenden (Kosmos) önce Khaos vardı. Her şey Khaos’tan gelir ve Khaos’a döner. Khaos, düzensizliği, karanlığı ve evrendeki en saf enerjileri temsil eder. Hatta çirkin bir bakış açısı ancak bu nedenle kadın olarak tasvir edildiği söylenir. Evrenin (Kosmos) oluşmasıyla beraber düzen hakimiyeti başladığı söylenir. Khaos’un yarattığı çocuklarıyla beraber, hala belki de anlamını kavramakta zorlandığımız, etik kuralları ve vicdan felsefesiyle açıklamaya çalıştığımız kavramlar türer. Yaşamda neredeyse her gün karşımıza çıkan, yaşam ölüm, mutluluk keder, gece gündüz gibi zıtlıklardan beslenen kavramlardır bunlar. Hikayemizin birkaç farklı anlatımı vardır. Ben, bildiğim ve kaynakla desteklediğim versiyonunu anlatacağım.

Büyük Khaos’tan sonra yeryüzünü temsil eden Gaia ve gökyüzünün temsilcisi Uranos, birleşme kararı alırlar. Bu birleşmeden yeni bir tür ortaya çıkar. Bu iki koca zıtlıktan doğan mitolojik karakterlerimize Hekatonkheirler denir. Bu Hekatonkheirler dehşet, güç ve öfke gibi kavramların vücut bulmuş halleriydi. Bunu kendine bir tehdit olarak gören Uranos, kendi yarattığı Hekatonkheirleri Tartarus’un (yer altının derinlikleri) en dibine hapseder. Bununla beraber Titanlar doğar.

Reklamlar

Kronos Miti

Kronos’la beraber 12 tane Titan doğar. Ardından Uranos, doğan her çocuğunu yok etmeye yönelik bir politika sürdürmeye başlar. Çünkü Hekatonkheirler’den ağzı yanmıştı bir kere. Otoritesini yıkacak hiçbir riske yer vermek istemez. Buna çok öfkelenen Gaia, göğsünden çok keskin bir tırpan çıkarır ve tırpanı güçlü oğlu Kronos’a verir. Kronos, bu tırpanla babasını öldürüp birinci nesil tanrıların çağına son verip, ikinci nesil tanrıların çağını başlatmış ve evrenin başına geçer. Bir bakıma Uranos’un korku saçan egemenliğine son verdiği için yeryüzüne iyilik ve bereket gibi kavramları kazandıran ilk tanrıdır. Egemenliği süresince Altın Çağ yaşanmıştır. İyilik ve bereketin yanında, zamanın yaratıcısı da Kronos’tur. Tam olarak anlamını karşılamasa da “kronos” kelimesi zaman içinde (ironik) zamanla özdeşleşmiştir. Kronoloji kelimesinin de kökünün Kronos’tan geldiği söylenir.

Gel gelelim Kronos da babasıyla aynı sonu paylaşmıştır. Çünkü babasına yaptıklarını çocuklarının da kendisine yapmasından korkarak ve babası gibi nesiller doğurmaktan tedirgin olarak, doğan çocuklarını yemeye karar vermiştir. Bu da ölümünü getirmiştir. Oğlu Zeus tarafından yenilgiye uğratılıp Tartarus’a hapsedilmiştir. Dışarıdan bakıldığında aslında ilerleyen zamanlarda babasına dönüştüğünü görürüz. Buna psikolojik açıdan bakarsak, nasıl anneler babalar ya da eşler olacağınız tamamen anne babalarımıza, hatta anneanne, dede ve babaannelerimize bağlıdır ne yazık ki. Bu bizim tamamen genlerimizle alakalı olup değiştirebileceğimiz bir şey de değil maalesef. Çünkü bunu farkında olmadan yapıyoruz aslında. Bilinçaltımıza işlenmiş gen kırıntıları diyebiliriz sanırım.

Neden Saturnuslog?

Kronos’tan o kadar bahsettikten sonra itiraf etmeliyim ki ben iflah olmaz bir Kronos’um. Tek farkla; ben eylemlerinin psikolojik ve anlamsal düzeyde sebep ve sonuçlarını irdeleyen ama yine de farkında olmadan kararlar alan bir Kronos’um.

Üzülerek belirtmeliyim ki, yaşadığımız çağ, pek parlak bir çağ değil. Melankoli, depresyon dolu bir dönemden geçiyoruz. Psikoloji literatüründe melankoli, Saturnus ya da Kronos hastalığı olarak geçmektedir. Melankoli, derin üzüntü, intihara sürükleyebilecek depresyon halini temsil eden bir psikolojik hastalıktır. Kronos’un yaşadığı melankolinin getirdiği, umutsuzluk, üzüntü ve öfkenin onu babasına dönüştürmesi ve bu durumun her geçen zaman artarak gelmesiyle ölümü yaklaştırması da onu çaresiz bir konuma sokar. Nasıl ki biz, çaresizlik insana her şeyi yaptırır diyoruz, Kronos miti de bunun çağlar öncesinden bir anlatısıdır.

Özetlemem gerekirse, ya melankoliye düşüp çaresiz kalacağım anı bekleyecektim ya da sevdiğim bir şeyle kendimi az da olsa meşgul edip andan zevk alacaktım. İşte bu nedenle bu blog “Saturnuslog” adıyla açıldı. Herkese iyi günler, iyi akşamlar, iyi geceler dilerim.

Reklamlar

3 replies »

  1. Merhaba,
    Öncelikle mitolojiye yeterince ilgisi olmayan benim bile bu yazıyı bitirebilmemi sağladığınız için teşekkür ederim, oldukça bilgilendiriciydi mitolojiden bahsettiğiniz kısım. Fakat yazının sonlarına doğru -sizin de yazınızın başında, yazının “önsöz” niteliğinde olan bölümünde söylediğiniz gibi- düşüncelerimizin uyuşmadığı bir kısımdan nacizane bahsetmek istiyorum. Derdim yanlış düşündüğünüzü belirtmek ya da fikirlerinizi değiştirmek değil yalnızca sizden farklı düşündüğümü ortaya koymaktır.
    Yazınızın sonlarına doğru “nasıl anneler babalar ya da eşler olacağınız tamamen anne babalarımıza, hatta anneanne, dede ve babaannelerimize bağlıdır ne yazık ki. Bu bizim tamamen genlerimizle alakalı olup değiştirebileceğimiz bir şey de değil maalesef. Çünkü bunu farkında olmadan yapıyoruz aslında. Bilinçaltımıza işlenmiş gen kırıntıları diyebiliriz sanırım” diye bir görüşte bulunuyorsunuz. öncelikle burada savunduğunuz argümanın herhangi bilimsel bir kanıtının sunulup sunulmadığını merak ediyorum. zira psikolojinin bilim olup olmadığının hala tartışıldığı günümüzde konuya “psikolojik açıdan baktığınızı” belirtip ardından bahsi geçen konuda insanın tamamen genlerinin prangası altında bulunduğunu size savunduracak bir tez/hipotezin var olup olmadığını oldukça merak ettim. açıkçası ben, bu konuda herhangi bilimsel bir makale/yayın okumamış olsam da konuya kendi yaptığım okumalar ve düşüncelerim çerçevesinde baktığımda genlerin böyle bir konuda tek belirleyici konumunda olmadığını ve söylediğiniz gibi bu konuda bilinçaltının elbette büyük bir öneme sahip olduğunu düşünmekle beraber kişinin bakış açısı, kendini geliştirme ya da kendine kattıkları ve böylece bir değişimi gerçekleştirebileceğine inanıyorum. buna inanırken de yürekten değil -her ne kadar inanç mantıkla birçok zaman çelişebiliyor olsa da- mantığım el verdiği ölçüde inanmaya gayret ediyorum. ama daha önce de belirttiğim gibi bu konuda bilimsel bir yayın/görüş belirtmeniz halinde tartışmanın ve daha önemlisi karşılıklı bilinçlenmenin -sizce her ne kadar bir değişim getirmeyeceği için bu durumun bir değeri olmayacaksa da- daha değerli bir hale geleceğini düşünmekteyim.
    Sağlıkla kalın.

    Liked by 1 kişi

    • Merhabalar, öncelikle yorumunuzdan çok etkilendim. Çok seviyeli ve saygı çerçevesinde bir eleştiri yazısı şeklinde olması dikkate alındığımı hissettirdi. Bunun için ayrıca teşekkür ederim.
      Belli ki çok farklı kaynaklar okuyarak çeşitli argümanlar edinmiş, üzerlerinde düşünmüşüz. Yazımda bahsedilen kısmın fazla kesinlik içermesi hala aynı düşünmeme rağmen beni de rahatsız etti. Çünkü tam da bunun değiştirilip değiştirilemeyeceği ile ilgili bir kaynak kitap edinmiştim. Düşüncelerimdeki kesinliğe rağmen belli ki benim de bir yanım bunu yanlışlamak istiyor. Ancak kitabı henüz okumadım. Okuduktan sonra yazımı da güncellemeyi düşünüyordum açıkçası.
      Şimdiki düşüncelerim doğrultusunda genlerimizi ailelerimizden alıyoruz ve DNA değiştirebileceğimiz bir şey değil (en azından şu an için öyle). DNA ile yalnızca fiziksel özelliklerin aktarılmayacağı gibi aileden gelen çeşitli mental ve fiziksel rahatsızlıklar aktarılabilir. Bu durumda özellikle mental rahatsızlıkların temelinde aile olamamak yatıyorsa (Türkiye için söylüyorum, incelediğim kadarıyla), aileler, bunu çocuklarına da genetik miras olarak aktarabilir. Genetik tek başına etkili değil ancak en önemlilerinden… Ailenin yetiştirme şekli ve çevresel faktörleri de aslında bizim nasıl ebeveynler olacağımız konusunda belirleyicidir. Genetiğin tek başına etkili olmayıp, sosyal açıdan da aileye bağlı olması konusu zaten yazımdaki kesinlik faktörünü neden bu kadar vurguladığımı gösteriyor her ne kadar açıklamada kısır kalmış olsam da. Kişinin bireysel gelişimi konusunda ise bir şey söylemem şimdilik doğru olmaz sanıyorum. Çünkü henüz bu konuda cümle kuracak yetkinlikte olmadığımı düşünüyorum. Argümanımı destekleyici kaynak bağlantısını aşağıda bulabilirsiniz.
      Elimdeki kaynaklara göre ise psikolojinin bir bilim olduğu, ancak hangi kategoride incelenmesi gerektiği hakkında tartışmalar olduğu bilgisini edinmiş, özellikle de sosyal bir bilim kategorisinde incelendiğinde bilim olup olmadığının tartışılabileceğini okumuştum. Ancak bilim olabilmesi yanlışlanabilir olduğunu gösterir ki bu durumda iki tarafın da görüşü savunulabilir ve tartışmayı daha keyifli kılar bence :).
      Yorumunuzu okuyup irdelerken çok keyif aldım. Düşünceleriniz çok değerli, teşekkür ederim tekrardan.
      Keyifli günler 🙂
      https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4685725/

      Beğen

  2. Merhaba,

    Paylaştığınız kaynağı müsait olduğumda incelemeye çalışacağım mutlaka. Ben de çok teşekkür ederim eleştirilerimi doğru şekilde algılayıp uzun uzadıya da bir cevap verdiğiniz için.

    Sağlıkla kalın.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s