Hayatlarımızı İnşa Etmenin Yolu: Rutinler

Çoğumuz, neredeyse her gün zamanımızın bir kısmını sosyal medyada geçiriyoruz. Hepimiz, en azından bir kez “Dünyanın En Zeki İnsanlarının Günlük Rutinleri”, “ Forbes Zenginleri Günde Kaç Saat Uyur”, “Başarılı İş Yaşamı İçin Rutininize Eklemeniz Gerekenler” gibi birçok içerikle karşılaşıyoruz. Peki, bu içeriklerin ortak teması nedir? Alışkanlıkların getirdiği verimlilik diyebilir miyiz mesela? Bence diyebiliriz. O zaman bugün alışkanlıklardan bahsedelim. Sizi temin edebilirim ki “Einstein kahvaltıda ne yiyordu?” ya da “Jeff Bezos günde kaç kere dişlerini fırçalıyor?” gibi bir yazı olmayacak.

Bu havalı olmayan girişin ardından bugün üzerine düşüneceğimiz kavram olan alışkanlığa daha yakından bakacağız. İçerik sonunda aklınızdaki bazı sorulara cevap vermiş olmayı ve kendinizi sorgulamanızı sağlamayı amaçlamaktayım.

Reklamlar

Alışkanlık mı Arzu mu?

Alışkanlık dediğimiz kavramın, anlamının bilincinde miyiz, yoksa bu sadece diğer kavramlarda olduğu gibi anlamını açıklayamadığımız ama içten içe otomatik olarak bildiğimiz bir kelime mi? İşte bu soruya verdiğimiz cevap aslında “alışkanlık nedir?” sorusuna verebileceğimiz cevapla neredeyse aynıdır. Bu durumda alışkanlık tanımı olarak; üzerinde düşünmek, karar vermek gerekmeksizin, mekanik ve düzenli gerçekleştirilen eylemler veya söylemler bütünü diyebiliriz.

Tanım üzerinden gidersek mekanik dedik, peki bu mekanikliği ne sağlıyor? Mesela yemek yeme eylemi günlük, rutin olarak gerçekleştirilen bir eylemdir. Bu nedenle üzerinde düşünmeyiz. Acıkırız ve yemek yeriz. Üzerinde düşünmüyorsak, o zaman nasıl oluşuyor bu acıkma hissi veya yemek yeme isteği?

Bilim insanlarına göre alışkanlıklar, beyin az efor harcasın diye ortaya çıkmıştır. Bu şekilde beyin, yürümek, yemek yemek gibi günlük rutin eylemleri düşünmemek suretiyle alışkanlığa dönüştürüp enerjiden tasarruf ediyor. Bu şekilde biz insanlar her şeyi düşünmek zorunda kalmadığımız bu sistemde daha çok düşünme alanlarına sahip olduğumuzdan, keşifler yapabiliyor, oyunlar geliştirebiliyor, içerik üretebiliyor, kısaca, ufak şeyler üzerinde kafa yormadığımız için beyin kıvrımlarımızı artırabilecek şeylere yönelebiliyoruz.

Öncelikle en önemli noktaya değinmek istiyorum. Alışkanlıklarımız kader değildir (Sözün sahibi, “Alışkanlıkların Gücü” kitabının yazarı Charles Duhigg). Onları istediğimiz şekilde yönlendirip değiştirebilme yetisine sahibiz. Ama unutmamamız gereken bir nokta daha var; yönlendirdiğimiz ya da farkında olmadan edindiğimiz alışkanlığı kazandıktan sonra beyin artık daha az çalışmaya başlar. Çünkü sistemli olarak bu rutinin içinde neler yapması gerektiğini biliyordur ve biz devamlılığı sağladığımız sürece artık karar mekanizmasını kullanmasına gerek kalmaz.

Bunun iyi bir yanı da vardır; artık rutin haline getirilmiş eylem üzerine düşünmeyen beyin, bu eylem sırasında başka işlere yönelebilir. Mesela yürürken podcast dinlemek. Yürümek rutin bir eylemdir, bu nedenle beyinin bunun için mekanizmasını çalıştırmasına gerek yoktur, olmadığı için de mekanizmayı podcast dinlemek için çalıştırabiliyoruz.

Reklamlar

Sonsuz Alışkanlıklar Zinciri

Alışkanlıkları istediğimiz ölçüde değiştirip yönlendirebiliriz dedik. Ancak eskiden sahip olduklarımızın yok olacağından bahsetmedik. Eskilerinin üzerine yenilerini eklesek de eskileri kodlanmış bir biçimde beynimizde var olmaya devam eder. Bunu, bisiklet sürmek olarak düşünebiliriz. Yani, eğer eski alışkanlıklarımızı silebilseydik, bisiklete her bindiğimizde sürmeyi en baştan öğrenmek zorunda kalırdık. Düşünsenize üç gün yemek yemediğinizde ve yemek rutininizden şaştığınızda yemek yemeyi unuttuğunuzu ve yeni bir dil öğrenir gibi öğrenmek zorunda kaldığınızı…

Dolayısıyla kişiden kişiye değişen ve bazen kötü alışkanlık olarak düşünülen rutinler aslında değiştirilse de orada kalır. Bu durum neden her ay yeniden diyete başladığımızı, sağlıklı beslenme rutini oluşturmak için harekete geçtiğimizde mutfakta karşımıza çıkan dondurma kabının bizi çağırmasını veya kitap okuma alışkanlığı geliştirmek istediğimizde sosyal medyanın bizi her seferinde esir almasını açıklar niteliktedir diye düşünüyorum.

Rutinler Olmasaydı

Beynimizin rutin bölgesini kontrol eden kısmının zarar gördüğünü ya da varsayımsal olarak rutinlerin hayatımızdan çıktığını düşünelim. O zaman hava almak istediğimizde pencere açmak ya da mesaj kutumuzu kontrol etmek, gibi eylemler üzerinde bile kararsızlıklar yaşar ve bırakın atom fiziği üzerine düşünmeyi, bu basit aktiviteleri bile yapamaz hale gelebiliriz.

Hayatın Yönetim Mekanizması

2006’da yayınlanan bir bildiride alışkanlıklarımızın günlük davranışlarımızın yüzde 40’ından fazlasını oluşturduğu öne sürülmüştür.

William James ise bu araştırmadan yıllar önce (1892’de) “Bütün hayatımız bir yığın alışkanlıktan başka bir şey değildir.” şeklinde ifade etmiştir. Aslında bir bakıma doğru bir düşünce diyebilirim. O kadar güçlüler ki, hayatımızı onlara göre yönlendirebiliyoruz. Kahve içiyoruz ve bu kahve içme eylemi sigara içerken yapmayı sevdiğimiz bir alışkanlığımız, bunun sonucunda kahve içerken aklımıza sigara içmek geliyor. Aslında bir zorunluluk değil. Bir anlamı da yok ama başlarda severek yaptığımız bu eylem bir süre sonra rutine dönüşüp zorunluluk hissiyatı yaratıyor.

Aynı şekilde işlenmiş, rafine şeker tüketimi örneği verebiliriz. Aslında işlenmiş şekere vücudumuzun ihtiyacı yok ama aklımıza sevdiğimiz bir tatlı geldiğinde canımız çekiyor. Aslında canımız tatlıyı çekmiyor o şekerli tadın hissiyatını istiyoruz.

Mesela kız kardeşimi ele almak istiyorum. Tatlı bağımlısı bir insandı. Hayatı çok uzun yıllar tatlıdan ibaretti. Tabii bu tatlı tarifi işlenmiş şeker ile yapılan şekerlemeler veya çikolatalardı. Sonra birden kendi kendine araştırmalar yapıp rafine şekerin zararlarını keşfetti. Hayatından çıkardığında cildinde oluşabileceği güzel değişimleri okudu. Bunun üzerine ödül isteğiyle (sağlıklı bir yaşam ve güzel bir cilt) rafine şekeri hayatından çıkardığı bir rutin oluşturdu.

Rutin oluşturmak, kolaymış gibi anlatılan ancak uygulamaya geçince zorlayan bir düşünce yöntemi diyebilirim. Ancak hayatımızdaki en küçük rutinleri dahi değiştirdiğimizde, daha çok verim aldığımız ya da daha çok sevdiğimiz bir sistemmiş gibi düşünürsek o kadar zor olmayacaktır sanıyorum.

Arzu mu alışkanlık mı sorusunun cevabı olarak, arzunun bir ödül olarak hedefe alınıp alışkınlığa dönüştürülmesi derim.

Reklamlar

Özgür İrade ve Rutin

Peki, her şey otomatikse özgür irade bunun neresinde?

Kant’a göre alışkanlıklar ahlaki noktada anlamsızdır. Alışkanlıkların içsel ve zihinsel birer gereklilik olduğu görüşünü savunup, özgür iradeyi yok ettiği için saçma olduğunu ileri sürmüştür.

Bu bölümü bu şekilde kısır bırakıp bir sonraki özgür irade yazımda açıklamayı düşünüyorum. Rutinlerimiz üzerinde düşünme zamanı… Sabrınız için teşekkür ederim.

Kaynak

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/474339

Duhigg Charles, Alışkanlıkların Gücü, Ekim 2012

3 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s