Akıl Kavşağı

Dün katıldığım ve sonunda bolca soru işaretiyle kapattığım söyleşiden sonra akıl üzerine yazmaya karar verdim. Albert Camus, “Bu dünya akla uygun değil, onun hakkında tüm söyleyebileceğimiz bu.” demiştir. Akla uygun değilse neden herkes eylemlerini akla uygun olarak gerçekleştirmeye çalışıyor? Peki, Albert Camus, neye dayanarak böyle bir çıkarımda bulunmuş?

Akıl ve Bileşenleri

Akıl dediğimiz imgeleme farklı dillerde farklı anlamlara gelen bir kavramdır. Örneğin; İngilizcede akıl (mind), zihinsel etkinlikler bütünü, zekaya ait olan her şey anlamına gelirken, Fransızcada akıl (esprit), ruha ait olan, ruhla ilgili, duyusal olan her şey ve zeka, Almancada akıl (geist), ruh, zeka ve düşünme yeteneği anlamlarına gelir. Türkçede ise İspanyolcadaki gibi akıl (mente), anlama, kavrama, anlamlandırma gücüdür. Bu anlamlara baktığımızda, kelime olarak aslında aklın tanımına ulaşamıyoruz. Yani bir tanım var evet ama akıl tanımı mı yoksa zeka mı belli değil. O zaman akılla zeka aynı şeyler mi?

Kelime anlamı açısından bakmadan bir yorum yaparsak, yalın bir şekilde akıl, insani faaliyetlerimizin tümünü ortaya koyabilme yeteneğimizdir. Zeka ise bir alana ihtiyaç duyar. Bir alan üzerindeki etkin yeteneklerdir.

Akıl kavramı için günümüzde yüklenen anlamlarla, geçmişte insanların yüklediği anlam değişkenlik göstermektedir. İlk çağlarda Aristoteles, zihin ve bedeni birbirlerinden ayrı iki kavram şeklinde ele alıyordu. Tercihlerimizin isteklerimizden geldiği düşünülüyordu. Ancak modern çağda Descartes zeka kavramını kullanınca bu düşünce tarzı değişti. Bununla beraber akıl tanımı da değişti.

Değişen ve gelişen teknolojiyle birlikte her geçen gün zeka tanımı da önemini yitirmiş ve daralmıştır. Günümüzdeki kavramlara bakış acısı, anlamlandırma başarısızlığımız ve teknolojinin kötü yanlarını kullanarak gerileyen toplumumuzda, kavramların içi boşaltılmış ve bütünsellikten kopmuştur.

Reklamlar

Literatürde Akıl

Aristoteles’in başlattığı bu akıl furyası bilginin akıl olmadan olmayacağını savunur. Doğru bilgiye ulaşmak için deneyim ve algıya gerek olmadığını, mantık ve akıl yürütmeyle ulaşılabileceğini söylemiştir. Akılcılıkta bilgiye, sezgilerden akıl yürütmeyle ulaşılır.

Descartes’e göre iki tür akıl vardır; saf akıl ve pratik akıl. Saf akılda eleştiriye yer yoktur, mutlaktır ve varlığı bilinmemektedir. En nesnel olan akıldır. Pratik olan akıl ise şüphecidir. Saf akla ulaşmak için sorgulanan bütün bilgilerdir.

Ibn-i Sina, Aristoteles’ten farksız olarak, insanın bilgi merkezini kalp (sezgiler) olarak nitelendirmiştir. Düşünmeyi kalp ile ilişkilendirse de daha sonra düşünmenin de tecrübeye dayanması gerektiği düşüncesini savunup, bunun akli bir yeti olduğunda karar kılmıştır.

Zamanla da deney, gözlem ve tecrübeyle, mantık ve aklın birleştirilerek bilgiye ulaşılabileceği sonucuna varılmıştır.

Kant’a göre bir hakareti karşılıksız bırakmamak bir kuraldan çok kişinin kendi istemidir. Akıl sahibi herkes, bunu bir kural olarak benimseseydi uyuşmazlığa düşülebilirdi. Ancak doğa yasalarında akıl teoriktir ve nesnelerin yapısıyla şekillenir. Aklın kural koyabilmesi için, kişinin yalnızca akla sahip olması gerekir.  Ama akıl pratik anlamda kişinin kendi arzularıyla ilgilidir. Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma dediğimizde de bir kuraldan bahsediyoruzdur. Aslında bu bir istektir. Mantıklı açıdan bakıldığında doğru davranış olarak nitelendirilirse pratik bir yasa olur.

Charles Darwin “Türlerin Kökeni” kitabında evrimden, akla ihtiyaç duymayan bir süreç olarak bahsetmiştir. Sürekli olarak çalışan mekanik bir sistem olduğunu belirtmiş, kişiye ya da canlıya özgü olmadığını söylemiştir. Peki, ya Tanrı? Sorusuna ise agnostik kelimesini ilk defa kullanarak cevap vermiştir.

Bu durumda akıl tasviri farklı olsa dahi vardır ama doğanın, evrimin kendisinden tutun insana kadar farklılık gösterir. Farklılık söz konusu olduğunda dünyanın akla uygun olduğunu ama insan aklına uygun olmadığını söylemek isterim.

Reklamlar

Akıl ve Özgür İrade Paradoksu

Özgür iradenin olmadığına yönelik kanıtlardan önceki yazımızda bahsettik. Peki, akıl bunun neresinde? İnsanı oluşturan sebep sonuç ilişkileri, mantık, ahlak, akıl yürütme becerisi, düşünme ve anlamlandırma yetisinden gelir. Bir futbol maçındaki futbol topu ve futbolcu gibi düşünebiliriz. Peki, biz hangisiyiz, futbolcu mu top mu? Biz, hem futbolcuyuz hem de topuz. Kafa karıştırıcı biliyorum. Ama şöyle düşünebiliriz, aklımız, bizim farkında olmadığımız şeylerin farkında. Bu nedenle karar vermiyoruz, onun yerine aklımız ve hayatımızda yaşadıklarımızın oranı ve bu oranın farkındalığı bu paradoksu çözüyor.

Daha kolay bir şekilde anlatmak istersem, bilinç felsefesi düşünürlerinden Daniel Dennett, aklın eylemleri, bu eylemlerin kişi tarafından farkındalığı ve kişinin bu farkındalığa dayanarak kendini değiştirmesi üçlemesiyle bilinci emergence (bütünün parçalarına indirgenememesi) kavramıyla açıklamıştır. Şöyle bir örnekle pekiştirebiliriz sanıyorum, çoğu kurgu hikaye yozlaşmış kurallarla yaşayan bir toplulukla başlar. Bu topluluğa yozlaşmışlığın farkında olan biri katılır ve insanları farkındalığa davet ederek, toplumla beraber sistemi çökertmeye çalışır. Çöken kuralların ardından yeni bir sistem kurulmak zorundadır. Farkındalık kazanmış olan bu toplum da duruma uygun olarak yeni bir sistem kurar. Dennett’in anlatmak istediği de budur. Akılla yoğrulmaya başlamış ve çelişkilere boğulmuş sebep-sonuçların ve kararların bu noktada hiçbir işlevi yoktur. Çünkü beyin, artık farkında bir akılla yeniden programlanıyordur.

Albert Camus

Albert Camus sorusuna gelirsek; aklın ilk görevi doğruyu yanlıştan ayırmaktır. Mutlak doğru ve mutlak yanlış olmadığına göre, yani doğru ve yanlış da kişiden kişiye değiştiğine göre tanımın kendisi bile çelişkiden oluşur. Kendimizin farkına vardıkça ve kendimizi tanıma gafletinde bulundukça akıl da şekil değiştirerek çelişkilere boğulmaktadır. Hiçbir bilginin bilimsel (yanlışlanana kadar doğrudur) olsa dahi kesinliği ya da doğruluğundan söz edemezsek akla yatkın olanları nasıl belirleyebiliriz ki? Bu nedenle dünyamız aslında akla uygun değildir.

Son olarak; Dennett bölümünde verdiğim örneği somutlaştırarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün yozlaşmış ve yıkılmış olanı yeniden inşa etmek için yola çıktığı ve geleceğin gençliğe emanet olduğunu söyleyerek hediye ettiği bugünü, Gençlik ve Spor Bayramımızı kutlarım.

Reklamlar

Kaynak

https://fularsizentellik.com/journal/2018/9/2/determinizm-ve-ozgurirade

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/653642

https://dergipark.org.tr/tr/pub/pgy/issue/26718/281131

Albert Camus, Sisifos Söyleni

7 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s