Tutsak Özgürlük

Geçenlerde sohbet ettiğim biri özgürlüğün karakterimizde ve konfor alanımızın dışına çıkabilme kapasitemizde olduğunu söyledi. Nedense bir yanım bu cümleye katılırken, diğer yanım karşı çıkmak istedi. Analizci ve materyalist bakış açısına sahip olduğum için bu düşünce bana çok romantik geldi açıkçası. Çünkü özgürlüğümüze vurulmuş birçok sosyal, ekonomik, politik,… Prangalar var. Tamam, diyelim ki bu düşünce sadece kafamızın içindeki konfor alanından çıkmak istemeyen kişinin söylediği bir saçmalık olsun. Bu durumda konfor alanından çıktığımızda kendimize aslında özgürlük adını verdiğimiz daha büyük bir tutsaklık yaratmış olmuyor muyuz? Yani sadece pranga ölçümüz büyüyor ama yine özgür olmuyoruz. Başka bir açıdan bakarsak, toplumun dayattığı yaşama algısı yani büyü, üniversiteye git, mezun ol, işe gir, evlen, çocuk yap, emekliye ayrıl ve öl, bu görevleri eksiksiz yerine getirmiş olduğumuz zaman özgür ya da mutlu oluyor muyuz? Herkesin zorunluluk adını verdiği fuzuli işleri varsa eğer özgürlükten bahsedebilir miyiz?

Özgürlük Tarihi

Bugün tersten gideceğiz. Kendi tanımımdan önce bu konuda yıllar önce düşünmüş ve çıkarımlarda bulunmuş düşünürlerden bahsedip çıkarımda bulunacağız.

Spinoza

Spinoza’nın Doğa Tanrı düşüncesinde Tanrı özgürdür. Ama bu özgürlük irade ya da tercihin bir sonucu değildir. Bir istekte bulunmak, onun gerçekleşmesini gerektirmez. Bu nedenle isteme eylemi ya da düşüncesi kusurludur. Spinoza Tanrı’nın kusursuz olması gerektiğini düşünmüştür. Kusursuz Tanrı’nın bir zorunluluk sonucu var olması gerektiğinden özgürlük kavramı da bu düşünceye göre bir zorunluluk ürünüdür. Bu durum Tanrı için geçerliyse insan bunun neresinde?

Spinoza, Etika’sında her şeyin var olma nedeni ve birbirine bağlı olması gerektiğinden bahseder. Bundan yola çıkarak, aslında hiçbirimiz özgür değiliz, aksine birbirimizin nedeni ya da sonucu olduğumuz için birbirimize bağlıyız sonucuna ulaşabiliriz.

Özgürlüğümüzün başladığı yerde başkasının özgürlüğü biter diye bir söz okumuştum. Bu sözün Spinoza’nın düşüncesini destekler nitelikte olduğunu düşünüyorum. Peki, bize özgür olduğumuzu düşündüren ne? Spinoza, bu soruya bilgisizlik cevabını verir. Açıklayamadığımız şeylerden korkar ve irdelemek istemeyiz. Spinoza’nın bahsettiği bilgisizliğin de bundan ileri geldiği kanısındayım. Çünkü özgürlük ya da varlığımızın nedenini kesin olarak bilmiyor, açıklayamıyoruz.

Özgürlük tanımı Spinoza için kişinin doğasını bilip, doğasının zorunluluğuna uygun hareket etmesidir. Özgürlük, sağlam bir karakter getirisidir.

Kant

Kant, özgürlük düşüncesinin rastlantısal olduğunu söyleyen düşünürleri onaylamaz, nedensellik ilkesine aykırı olduğunu düşünür. Ama özgürlük konusunda çelişkiye düşmekten de kendini alıkoymaz. Özgürlüğü nedensellikle açıklayabilmek için her olay, bir başkasının sonucudur önermesi bir başlangıç düşüncesini ortadan kaldırır. Buna karşılık özgürlük yoktur. Buradan bir sonuç alamayınca Kant, ahlak yasaları ilkelerine başvurur. Ahlak yasalarına göre özgürlük varsayımı, olması gereken bir zorunluluktur. Ancak bu özgürlük sadece düşünce (ide) özgürlüğüdür. Davranış özgürlüğü hala doğal zorunluluktan öteye gidemez.

Albert Camus

Özgürlük meselesine farklı bir bakış açısıyla yaklaşarak yaşamın anlamı üzerinden bir çıkarım yapan Albert Camus’ya göre yaşam ilkesi, bir nedeni ya da sonucu olmadığı için saçmadır. Ancak saçmalığa rağmen zorunludur da. Bu saçmalığı intihar etmeden sürdürmeyi ise yaşama karşı bir başkaldırı olarak tanımlar. Buradan yola çıkarak özgürlük Camus için Kant gibi metafiziksel değildir ancak Kant’ınkine benzer ve kişiseldir. Özgürlük Camus için düşünce ve eylem özgürlüğünden öteye gitmeyen bir kavramdır. Yaşam ilkesinin saçmalığı da zamanı geçmiş, şimdi ve gelecek olmaktan çıkarıp sadece şimdiye indirger. Geleceğe göre yaşamak esirliktir ve özgürlükten uzaktır. Saçmanın bilincine varmak gerekir.

Sartre

Sartre, özgürlüğü varlıkla açıklar. Özgürlük insanın var olmasıdır. Burada Hegel’in “Wesen ist was gewesen ist” (“Olan olmuş olandır” diye anlamsızca çevirebiliriz. Her şey kendi dilinde anlamlı maalesef.) düşüncesiyle benzer bir görüşe sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Varoluş zorunluluğu, özgürlüğü bir sorumluluğa indirger. İnsan sahip olduğu veya olmadığı her şeyden sorumludur. Çünkü varlığı zorunludur. Basit bir mantıkla zorunluluk sorumlu kılar.

Özgürlük Farkındalığı

Değerli düşünürlerin çıkarımları ışığında, yolumuz yine farkındalığa çıkmış görünüyor. Bana göre özgürlük, kelepçelerimiz, prangalarımızdır ve onların farkına vardığımızda başlar. Huzurlu, mutlu, dertsiz, tasasız olduğumuzda özgür olduğumuzu düşünürüz bazen. Ancak bu his yalnızca rahatlıktır. Özgürlük hissi, derdimiz, hüznümüz, kederimiz, acımız varken bunların farkındalığıyla kendimize bakıp onları kabullendiğimizde elde edebileceğimiz bir his. Başka bir açıdan, düşüncedeki özgürlük belki de tek özgürlüğümüz. Bu yüzden özgürlüğü arayıp peşinden koşarken kendimizi yıpratmak yerine önce içimize bakmak yapabileceğimiz bir şey.

Özgürlüğümüz bir diktatöre bağlıysa ve hepimiz birbirimize bağlıysak, Spinoza’nın dediği gibi, bu durumda diktatörü birbirimize eylem ve düşünce özgürlüğü yaratarak alt edebiliriz. Bu bir mafya da olabilir, üniversite öğrencisi de, öğretim görevlisi de… Prangalarının farkında olup onlardan kurtulmak isteyen bir topluma hiçbir diktatör hükmedemez. Farkında olanlara ifade özgürlüğü sağlamak da bizim elimizde.

Kaynak

https://dergipark.org.tr/tr/pub/flsf/issue/48620/617710

Spinoza, Etika

Albert Camus, Sisifos Söyleni

Jean-Paul Sartre, Varlık ve Hiçlik

2 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s