Yaşam Şimdide

Son zamanlarda sosyal medyada çok fazla beden olumlama (olumlayamama), zengin insanların, hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair öneri niteliğindeki gereksiz söylemleri ve yaşam koçluğuna soyunması, beni hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair düşünmeye itti. İster istemez çoğumuz (özellikle çağımızın mesleğine sahip “influencer” denen güruhun (yalnızca onlar da değil, sadece örnek) yaşam şekli ve refah seviyelerine özenirken kendimizi bulabiliyoruz. Bir yandan da düşündürüyor tabii, hayat böyle mi yaşanmalı? Sürekli bir tüketme aşkı, bunun bağımlılığa dönüştüğünün farkında olamama ve toplumun beden ölçüsüne, görünüşüne uyan her kesiminin bu hayatı kovalaması, hayatı yaşanılır kılar mı? Peki ya tam tersi? Sonuçta artık bu durumun tam tersi bir konumda olan biri toplumda kabul görmüyor. Bu gereksiz dediğim insan takımı maalesef herhangi bir bilişsel bilim ya da beyin kıvrımı artırıcı kanaldan çok daha fazla etkileşim alıp, saygı ve övgü görüyor. Bu durumda gereksiz dediğim için (bu benim şahsi düşüncem) yanılan ben miyim?

Yaşam Nedir?

Kendi kendini gerçekleştiren, özne olarak da canlıya ihtiyaç duyan bir döngüdür yaşam. Thomas Mann, Büyülü Dağ kitabında yaşamı sıcaklıkla eş değer tutar. Sıcaklıktan kasıt nedir? Biçimini kaybetmeden süreksiz bir şekilde varlığını koruyan, karmaşık ve yine süreksiz protein moleküllerinin çözülüp birleşmesiyle oluşan maddenin ısısına yüklediği anlamdır. Bu şekilde yaşamı şiirsel ve biyolojik olarak tanımlar. Maddeden oluşmasına rağmen duygulara, tanımlanamayan bir bilince sahip bir varoluştur yaşam.

Reklamlar

Kuşak Farkı

Kuşaklar üzerinde incelemeler yapan Hanna Swida-Ziemba, eski kuşakların (1990 öncesi) kendilerini geçmiş ve geleceğe, yeni (günümüz) kuşağın ise şimdiki zamana göre yaşadığı çıkarımında bulunmuştur.

Ne kadar yaşanırsa ya da denenirse denensin yaşam belirsizliklerden oluşur. Bu nedenle gelecekten bahsetmek anlamsızdır.

Foucalt’a göre şimdiye bakarak, ben kimim sorusuna yanıt verebilmek için kimliklerimizi sanat eseri yaratır gibi özenli yaratmamız gerekiyor. İnsan kendi kendisinin sanatçısı ve sanat eseri olabilir mi? Elektrik bandıyla duvara yapıştırılmış muz nasıl bir sanat eseri olabiliyorsa, insan yaşamı da pekala, sanat eseri, insan da sanatçısı olabilir.

Şimdiyi düşünerek bir sanat eseri yaratmak için anı yaşayanlar yaşamın geçici olduğunun farkındadır. Bu nedenle geleceği önemser ve geleceğin şanssızlıklara da gebe olduğunun da farkındadır.

İnsan yaşamının inşasının sanat olabileceğinden bahsettik. Yaşamın inşasının en zor kısmı şüphesiz, kişinin kendiliğini yaratmasıdır. Toplumun dayattığı istek, sorumluluk, kimlik, saygınlık, zenginlik, rütbe, ün tanımlarını reddetme ve kendi kimliğini yaratma “başkası gibi olmama” üzerine kurulu bir yaşam, Heidegger, Sartre gibi düşünürlere göre de olması gereken kişi yaşamıdır.

Şimdi için yaşamaya çalışan bir insan olarak, yeni açmış olduğum bu blog sitesini bir piyango bileti almak gibi görüyorum. Piyango bileti aldığımızda, kazanacağımız ya da kaybedeceğimiz bir yola gireriz. Bileti, satın almazsak kazanabilme ihtimalimiz hiç yoktur. Ancak satın aldığımız için küçük de olsa ihtimaller denizine gireriz ve hiçlik birden belkiye dönüşür. Blog sitemin büyüyüp büyümemesi de belkiden ibaret.

Şimdi yaptığımız her şey gelecek için bir belkidir.

Reklamlar

Nasıl Yaşanmamalı?

Yaşamın değerini ucunda ölüm olduğu için anlayabiliyoruz. Ölüm olmasaydı yaşamın da bir anlamı olmazdı. Diğer bütün zıtlıklar gibi…

Aristoteles, Etik kitabında yaşamı üç sınıfta incelemiş, bedene ait yaşam, ruha ait yaşam, dışsal yaşam. Bundan yola çıkarak Schopenhauer, yaşamın kişinin kim ve ne olduğu, neye sahip olduğu ve neyi temsil ettiği sorularının cevabına göre şekillendiğini öne sürmektedir.

Toplumumuzda en çok önem verilen dışsal yaşam maddesi, aslında rütbe, zenginlik farklılıklarının hepimize bir yaşam rolü biçtiğinin bir göstergesidir. Ama her ne kadar toplumda önemli bir yere sahip olsa da bu roller, mutluluk, huzur gibi hislere eşlik edemeyen rollerdir.

Schopenhauer, bu durumu bilinçle açıklar. Var olan ve olmuş her şeyin bilinçten geçtiğini, bu yüzden önemli olanın aslen bilincin niteliği olduğunu vurgular. Kişinin haz alma sınırlarının zihinsel gücünün sınırlarıyla doğru orantılı olduğunu, dar sınırlara sahip insanların sıradan ve ilkel olmaktan öteye gidemeyeceğini savunmuştur.

Modern yaşamımızdaki beden algısı, zenginlik hevesi ve ün istemleri belki de zihinsel haz alamadığımız veya bize dayatılan bu olduğu için istediğimizi sandığımız şeylerdir.

Çoğu zaman toplumun dayattığı yaşam biçimleri sebebiyle bilincimizi bir kenara atıp neye sahip olduğumuz ya da neyi temsil ettiğimizle ilgileniriz. Halbuki, bireyselliğimize bağlı kalmak ve ne olduğumuzu bilmek, sahip olduklarımızdan çok daha değerlidir.

Sadece zenginliğini ve sahip olduklarını artırmak için canını dişine takanlar, dar görüşlerinden ötürü hiçbir şeyin ötesini göremez. Tek amacı uğruna, boş bir zihinle her şeye kapalıdır bu kişiler. Asla zihinsel hazlara ulaşamaz, ölene kadar bu hırsı sürdürüp kendinden sonraki nesli de aynı şekilde yetiştirir. Böylelikle hayatı boyunca zihinsel haz nedir bilmeyen, zenginlik ve mal peşinde zaman öldürüp hayatı tüketen bir nesil ortaya çıkar.

Schopenhauer, “dışsal zenginlik, içsel fakirliğe yol açar” demiştir. Düşündüğümüzde, hayal kırıklıklarımız, mutsuzluklarımız, genelde toplumun dayattığı yaşam standartları ile doğru orantılıdır.

Voltaire, yaşamın kısa olduğunu ve geçirdiğimiz bu kısa zamanın başkalarının (kendi tabiriyle aşağılık heriflerin) önünde diz çökmeye değmeyeceğini söylemiştir. Maalesef bu “başkaları” sıfatı dünyada çok sayıda kişiye atfedilmiş bir sıfattır.

En Az 70 Yıl

Yaşamın tam olarak ne olduğu sorusuna bir cevap verebilmem için, yaşamın ilk kırk yılını okumam, sonraki otuz yılını ise okuduklarımı yorumlayarak geçirmem gerekir.

Bildiğim bir şey varsa, o da bize verilenlerle yetinip bu şekilde yaşarsak köleden bir farkımız kalmaz. Çevremde birçok köle görüyor ve neredeyse her gün dayatılmış yaşamları yaşayan insanları izliyorum. Bazen başkaldırmak, kişiliğimi yaşamakla (bu zor), büyük çarkın küçük dişlisi olup istemediğim, sevmediğim hayatı yaşamak arasında büyük çelişkilere kapılıyorum. Henüz dişli olmayı istemiyor, düşünmüyorum. Ancak hayat ne gösterir, bilinmez.

Albert Camus’nun da dediği gibi “Hayat hiçbir şey değildir, itina ile yaşayınız”.

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s