Tembellik Medeniyetin Direğidir

Katıldığım söyleşilerin birinde, katılımcılardan biri konuşmacıya bir soru sordu. Soru ilginçti ancak konuşmacının cevaptan çok yorum yapabileceği türde bir soruydu.

Sohbet konusu tembellik üzerineydi ve konuşmacı da dahil olmak üzere birçok katılımcı, Bertrand Russell’ın “Tembellik medeniyetin direğidir.” sözünü destekliyordu. Konuşma sırasında dinleyicilerden biri, fabrikada çalıştığını, felsefeye ilgisi olduğunu, ancak istese de çalışmaktan okumaya hatta düşünmeye zamanı kalmadığını söyledi. Bunun üzerine “ Bir fabrika çalışanı nasıl felsefe okumaya zaman ayırabilir?” diye bir soru sordu. Aslında çok ilgi çekici olmasa da ilginç bir soruydu bu. Çünkü cahilliğin, okuyup araştırmaktan yoksunluğun, sorgulamamanın bir sebebinin de kapitalist sistemde patron doyurmak için zor şartlar altında ve uzun soluklu çalışmak olduğu kanaatindeyim. Nitekim konuşmacı da buna benzer bir yorum yaptı, ancak normal olarak, bir cevap veremedi.

Düşünsenize (ya da belki de deneyimliyorsunuzdur), günde 10 saat çalışıyorsunuz. İş dışında bir şey yapmanız, düşünmeniz hatta bir şeyler ortaya atmanız yasak gibi bir şey. Aksi halde bir kazanç elde edemez, geçinemezsiniz. İşe ayırdığınız bu 10 saatin yarısı kadarını kendinize, varoluşunuza ve beyninizi çalıştırmaya harcayabiliyor musunuz? Zaten çalışırken beynimi kullanıyorum diye düşünenleriniz olacaktır belki de. Önceki yazılarımızdan birinde alışkanlıklardan ve onların hayatımızı nasıl etkilediğinden bahsettik. Her gün aynı işi yapan insanlar aslında bu işi beynini kullanarak yapmaz demiştik. Alışkanlık haline gelmiş eylemler beynin karar verme ve düşünme mekanizmasını tetiklemez. Bu durumda eğer her gün yaptığınız işler birbirinden az da olsa farklı değilse maalesef beyninizi kullanmıyorsunuzdur.

24 saatlik günün 10 saatinde çalıştığımızı varsayalım (fabrika örneği üzerinden gidersek Türkiye’deki günlük çalışma zamanı genelde 10 saattir). Kalan 14 saatimizin de 7 saatinde uyuduğumuzu düşünelim, yorgunluk söz konusuysa 7 saat yetmeyebilir bile. Diğer 7 saat ise bütün hayatsal faaliyetlerimiz için bize günden kalan maksimum saat oluyor. Bu durumda gelişmek isteyen ama sorgulamasına bile zaman bırakılmamış bir insanın robotlaşmış bu mekanik hayatı yaşamasını beklemekten başka çaremiz yoktur.

Çalışmanın tarihine başlamadan önce belirtmek istediğim bir şey var. Bu yazıdaki tembellik kavramını boşa vakit geçirme değil, etkili ve aktif tembellik olarak ele alacağım. İş dışında hobi edinme, ilgilenilen konular üzerine araştırmalar yapma, kendini geliştirici faaliyetler bütünü de bazı durumlarda kazanç sağlamadığı için tembellik olarak nitelendirildiğinden tembellik konusunu işlemek istedim. Çalışma kavramından da aşırı çalışma olarak bahsedeceğim.

Reklamlar

Çalışmanın Tarihi

Yıllardır, hepimize çalışmanın en büyük erdem olduğu söylendi. Ya bu düşünce tarzı bize yarardan çok zarar veren ve çalışmak istemediğimizde bu bize ağır geldiğinde, erdemsiz olduğumuz bilinçaltımıza işlendiği için kendimizi suçluyorsak?

Çalışmanın tarihine göre hiyerarşinin alt kesimlerinin her zaman üst kesimler için yaşamaları gerektiği her alanda yüzyıllardır görülmektedir.

Toplumun zengin ve üst tabaka kesimi, fakir ve alt kesimin boş vaktinin olması ve bu boş vakti değerlendirmesi fikrinden hep rahatsız olmuştur. Bu çalışma fikri, tarihin başından beri değişmeyen ve değiştirilmeye yeltenenin bastırıldığı bir dayatmadır. Hatta ilk çağlardan günümüze az da olsa ulaşan bir gelenekçi yapı halini dahi almıştır. Alt tabakanın üst tabakayla evlenememesi, hatta Tanrılarının bile farklı olması bundan ileri gelir. Alt tabaka her zaman alt tabaka olarak kalmalı ve bu şekilde nesilden nesle yaşamalı anlayışı hala toplumun bazı kesimlerinde nadir de olsa uygulanmaktadır.

Russell, kişinin ürettiğinden fazlasını tüketmesinin adaletsizlik olduğunu savunuyordu. Her ne kadar haklı (bence) olsa da hayat adaletsizdir. Çünkü insanlar adaletsizdir.

Boş vaktin etkili kullanımı pekala iyi bir eğitim (gerçekten iyi bir eğitim) ve medeniyet farkındalığıyla mümkündür. Hayatı boyunca çalışmak dışında bir şeyle ilgilenmemiş biri boş kaldığında ne yapacağını bilemeden sadece zaman öldürür. Eminim hepimizin çevresinde vardır böyle mekanik yaşayan biri.

Bu çalışma erdemi, dinde de uygulamaları olan bir safsatadır. Alt tabakanın kendisi için daha çok çalışmasını, üretmesini isteyen üst tabaka, zaten düşünmekten ve sorgulamaktan aciz alt tabakaya, çok çalışanın cennete daha kolay gidebileceğine inandırmıştır. Basit yaşamanın, azla yetinmenin, şükretmenin, dini yaşamanın en güzel yolu olduğu da söylendi üstelik.

Eğlenmenin, küçük mutlulukların gereksiz ve aptalca olduğu o kadar vurgulanır ki, çalışmanın yanında bunların değersiz olduğu dayatılır. Üstelik bu küçük mutluluklar, çalışma karşılığı olarak bile verilmez çoğu zaman.

Çalışan sadece alt tabaka mı? Tabii ki hayır, bu yalnızca geçtiğimiz yüz yıl için geçerlidir. Günümüzde ise bu erdem anlayışıyla yetişmiş insanlar, teknolojinin de gelişmesiyle çalışmayı ayrı bir boyuta taşımışlardır. Teknolojiyle, bilgiye daha kolay ulaşabiliyoruz. Her şey daha kolayken neden çalışma saatleri düşmüyor? Çünkü insanlar düşünürse, eğitim alırsa, okursa, sorgular ve bunları yaparsa sisteme başkaldırır. Üst kesim bunu istemez. Her ne kadar alt kesimden beslense de alt kesimin daha güçlü olduğunun farkındadır. Bu nedenle onu cahilleştirme yoluna girer. Başarılı olduğu bir yoldur üstelik.

Reklamlar

Aylak Sınıfı

Russell’ın aylak sınıfı geçmişte her türlü imkana sahipti. Bundan dolayıdır ki hep nefret edilen ve kendini açıklamak zorunda kalan, yaptıklarını haklı gösterme çabasında olan bir sınıfı temsil ediyorlardı. Aylak sınıfı, daha önce bahsettiğim etkili tembellik anlayışını güttüğünden, baskılar altında yaşıyor ve sahip oldukları imkanlar da ellerinden alınıyordu. Buna rağmen medeniyeti bu aylak sınıfı getirdi. Bu aylak sınıfı diye bahsedilen sınıf, sanatçılar, bilim insanları, yazarlar, filozoflar, sosyolog ve psikologlardan oluşuyordu. Ancak hiçbir zaman hak ettikleri değeri göremediler.

Öte yandan Russell, aylak sınıfının da zararlı olduğunu düşünüyordu. Çünkü hayatı boyunca aylaklık yapan biri de pekala zararlı olabilirdi. Bu sınıfın çalışkanlıktan nasibini almayıp kendisinden sonraki nesli de aylak yetiştirdiğine inanıyordu.  

Aşırı çalışma ve aşırı tembellikten doğan çelişkide aslında olması gerekenin ikisi de olduğunu görüyoruz. Bundan yola çıkarak yine Russell, günde 4 saat etkili çalışmanın kimseyi yormayacağını, fakirleştirmeyeceğini, üstelik bilim, sanat, yazarlık gibi ilgi alanlarına da zemin hazırlayacağını savunur.

Son 9 ayını aylak sınıfının bir üyesi şeklinde yaşayarak geçiren, zamanında da aşırı çalışmayı deneyimlemiş biri olarak, açıkçası Russell’a katılıyorum. Şu an bir dikiş tutturamama sebebimi de buna bağlamak zorundayım. Çalışmak istediğim halde ilgi alanlarıma zamanım kalmayacağından korkarak istemiyorum. Çalışmanın yoğunluğunu ve insan baskısının stresini yaşamak bile nefes alma isteği uyandırırken Türkiye’deki çalışma saatlerinin artırılması ve insanların çoğunun hafta sonu bile çalışmak zorunda olması kimi boğmaz ki?

Gözlemlediğim şirketlerin birinde günde 8 saat mesai harcayan çalışanların molalarında sosyal medyada gezinmeleri ya da telefon kullanmaları problem değilken, kitap okumaları yasaktı. Sanırım sadece bu cümle bile bütün yazıyı özetlemiş oldu.

Kaynak

Paul Lafargue – Tembellik Hakkı

Bertrand Russell – Aylaklığa Övgü

 

4 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s